20 Mayıs 2014 Salı

Bereketli Toprakların Düzeni

heyula.net
Türkiye’de sanat alanında –özellikle edebiyatta ve daha özelde romanda- gerçekliğin yeterli ölçüde yansıtılmadığı yönünde bir eleştiri modern zamanlarda daima olagelmiştir. Buna göre örneğin 12 Eylül’ün yarattığı toplumsal buhran ya da Kürt sorunu gibi başlıklar, eserlerde yeterince işlenmemiş ve yazarlar daha soyut konular etrafında “hikâyeler” anlatmayı tercih etmişlerdir. Bu eleştirileri üreten ve genelde sanatı toplumsallığın bir aracı mesabesinde gören yaklaşımın talebini yerine getirmek arzusunda bazı yazarlar da açığı kapatabilmek için sosyal gerçekliğin edebî üretimine yönelmişlerdir.
Bu eleştirilerin yoğunlaşmaya başladığı 1980 sonrasında Vedat Türkali, Mehmed Uzun, Mehmet Eroğlu, Adalet Ağaoğlu vd. bazı istisnalar hariç olmak üzere roman sahasında duyumsanabilir sosyal gerçeklik çok da sağlıklı bir şekilde yeniden üretilememiştir demek mümkündür. 1980 öncesindeyse edebî bir yol olarak toplumsal geçeklik eleştirel bir üslûpla, savaş sonrası ilk dönem Anadolucu/memleketçi çizgileriyle Esendal, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar gibi hikâyeci ve romancılar, ikinci dönemdeyse sosyalist ideoloji çerçevesinde Orhan Kemal ve köy romanları kapsamında Fakir Baykurt, Yaşar Kemal gibi yazarlarca işlenmiştir. Genel değinileri, toplumsal hayatın altta kalmış kesimlerinin sorunları, sosyal çatışmalar ve köy-kent ikiliği ile kırsalın boğuntuları ve kentleşmenin sancıları olmuştur. Edebiyatımızın gerçekçi vurgusunun yoğunluğunu sosyal eleştiri ile bütünlenmesi ve aktarılması açısından Orhan Kemal’in kurgusal evreni, Türkiye’nin somut sorunlarıyla en berrak biçimde örtüşen ve zenginliğiyle aktaran bir üslûba sahiptir. Bu yazıda, Orhan Kemal’in gerçeklik anlayışını sanatsal bir eleştiriye tabi tutmadan önce, onun kendini ifşa eden yönleri ele alınacak ve -yaygın bir kabulle en kıymetli eseri olarak değerlendirilen- Bereketli Topraklar Üzerinde romanında bu yönler sınanacaktır.