2 Mart 2017 Perşembe

Zerdüşt’ün Golgotha’da Bir Tasviri

“Ruh kendi istemini ister artık, dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır artık.”

F. Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt”

En sona kalanı hemen söylersek; Zerdüşt, “Çarmıha Gerilen” imzasına yaklaştıkça kendisi olur ve Nietzsche’nin aynada gördüğü Deccal ile aynı paranteze girer. Zerdüşt, mağarasından çıkıp Ferisî ahlâkının zapt ettiği modernlik çölünde –Güneş’in derinliklere ışığını salışı gibi ışık vermek istediğinde, uyuyanlar tarafından alaya alınır ve sonrasızlığı öğrendikten sonra mağarasına tekrar döner; kesin yalnızlığa. Geldiği yere dönmek, başladığı yerde bulmak kendini; onu, “Çarmıha Gerilen” imzasına yaklaştıran şeydir. Öyle ki mağarasından ilk çıkışı “-böyle başladı Zerdüşt’ün batışı” diye ve en sonra mağarasından son çıkışı da “-karanlık dağlardan ağan bir sabah güneşi gibi tıpkı, parıl parıl ve güçlü” diye tasvir edilir. Bu tasvir, Golgotha’da gerçek yaşamı ve ışığı bulma tecrübesinin tekrar edişi hakkındadır sanki ya da dünyayı yitirenin kendi dünyasını kazanmasının resmi gibidir…

Zerdüşt’ün otuz yaşında yurdunu ve yurdunun gölünü terk etmesi tesadüf değildir muhakkak, hatta sıska bir eşeğinin olmaması biraz tuhaf kaçar handiyse. Yalnızlığa herkesten daha fazla muhtaç olarak Güneş’in doğuşunu ve batışını seyreder ve onun, kendine aldırmayanlara ışığı dağıtırkenki görkemini bir erdem bilerek iradesi için ölçüt sayar: Güneş’in vermek için ne rıza, ne onay ne de şükran beklediği gibi o da yapmak için bir tepki gerekmediğini fark eder; tepki, var olmak açısından bir etkiye muhtaçsa da etkinin ona bir muhtaçlığı yoktur. Güneş’in verme biçimindeki iradesi, Apollon’un ışığı kadar ezgisiyle de ilgilidir; şu bir gerçek ki Ruh tasvir edilebilseydi ancak müzik aracılığıyla olurdu bu ve fakat kulaklar onun sesine yabancıdırlar. Zerdüşt bunu daha sonra fark edecek ve sözlerinin o kulaklara göre olmadığını ikrar edecektir. Işığın, ezginin ve sözün bir olduğu bir bulutsu anlatı içinde mağaradan çıkmak, o mağarada tecrübe edilen yalnızlığın soyutluğunun yerini somut bir yalnızlığın almasıyla neticelenecektir. Fakat bu, tam olarak Zerdüşt’ün Güneş’in iradesindeki erdemi kazanması demektir ki onun “öğle vaktine” özlemi, yani Güneş’in en tepede olduğu vakitte gölgesiz var olma hâlini arayışının mutlu sonudur. Kim bilir, Golgotha’dakinin de son sözlerinin “Tamamlandı!” olmasının hikmeti de belki budur…

Zeytin Dağı’ndayken başına gelecekleri fark ettiğinde “Senin iraden olsun” diyen gibi Zerdüşt’ün de yazgıyla barışıklığı yüksek bir sebebe dayanır. Bu sebepte Apollon’un ezgisi demek olan Yasa aracılığıyla gözlenen ritme uyum ve –ezgiyi işitmeyenlerce yadırganan dans vardır. “Senin iraden olsun” sözü, müziğe ve ritme uyum sağlamak, teslimiyet olarak, görünenleri görünmeyene müşahhas kılan bir ilkeye bağlılığın ifadesidir. Bu ilke “Kendi”dir ve bu yüzden itiraz edilemeyecek bir sevimliliktedir.

Zerdüşt, Kendi’yi şöyle anlatır: “Araç ve oyuncaktır duyu ve ruh: arkalarında Kendi vardır daha. Bu Kendi, duyuların gözleriyle arar, ruhun kulaklarıyla dinler. Hep dinler Kendi ve arar: karşılaştırır, boyun eğdirir, yener, yıkar. Egemenlik sürer ve ben’in dahi egemenidir… O senin gövdende barınır, o senin gövdendir.

Böylece, “Babam ve ben biriz, anlamıyor musunuz?” diyenin “Senin iraden olsun” demesinin yüksek sebebine işâret edilmiş oldu. Zerdüşt insanı ağaca benzetip, onun ne denli yükseğe ve ışığa ulaşmak istiyorsa o denli aşağıya ve kötülüğe kök salması gerektiğini söylerken Golgotha’da yaşananları da zikretmekteydi: Işık, ezgi ya da söz, insanoğlu gövdesinde insanlar arasında yaşadı ve en yükseğe erişebilmek için efsel-i sâfilin olan insanı en büyük kötülüğüyle tecrübe etti.

Varlık çarkı durmadan döndüğü için modernlik çölünde ve her yerde yüzyıllar sonra ve sürekli olacağı gibi hiç merhamet göstermeden “Tanrıyı öldürdüler” orada, buradaki gibi –Kendi’nin iradesinin ve ereğinin bir aracı olmaktan çıkıp tanrı olabilmek için, tanrıdan ve erekten en uzak insanlar.

Ve Zerdüşt şöyle dedi:

Başıma yazgı ve yaşantı olarak ne gelirse gelsin, -bir gezinme, bir dağa- tırmanma vardır onda: kişi sonunda ancak kendini yaşar.

Karşıma raslantıların çıkabileceği çağ artık geçti; bana benim olmayan ne düşebilir ki!

Benim kendi Kendi’m ve onun nicedir taşrada olan ve bütün nesnelerle rastlantılar arasında saçılı duran parçaları bana gelir, yuvasına döner sonunda...

Her şey biter, başladığı ânda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder