28 Nisan 2017 Cuma

Gece Yürüyüşü ve Bahar: “Dante Gibi Ortasında Ömrün”

"Bellek kitabımın, öncesinde pek az şeyin okunabildiği o bölümünde şöyle bir başlık var: Incipit vita nova –Yeni hayat başlıyor."

Dante, “Yeni Hayat”

Yeni bir hayattan söz edildiğinde hep başkaları olarak var kalmış bir çift kulak dikkat kesilir ki öğrensin değişecek koşulları ve kurtarıcı amelleri. Ne var ki yine bir başkası olarak kalmayı sürdürür kurtarıcı fiillerin yanıltıcı izlerini sürenler –her çiçeğin bir mevsimi vardır ve her nefsin de bir yolu vardır öyle ya; onu o olarak yontacak kavisleri, engebesi, engelleri –kendi Cehennemine götürmek üzere özene bezene sırtlanılmış –adına yaşamak denilen- kendine ait bir eşek yükü odunu vardır herkesin. Yeni Hayat, mevcut olanı düzeltivererek hâlledilecek yeni koşullarla ilgili değildir; yeni hayat, kendi olmanın ne demek olduğunun tahkikatıdır; el yordamıyla, düşe kalka, döküle saçıla “ben” denilen karanlığa dalmanın adıdır. Yani Yeni Hayat, bir uyanıştır.

Guéon’un aktardığına göre İbn Arâbî’nin Cehennem, Cennet ve Yeryüzü Cenneti’nin doruğunda bulunan A’raf’a ilişkin yazdığı birçok teferruata aynıyla başvuran Dante’nin Komedya’sına konu olan seyahati bir gece yürüyüşüdür mesela: Cehennem’den gelir, Cennet’e gider yolcu. Herakleitos’un çemberini tamamlayan ateşinin yargısı, şairin otuz beş yaşında yaptığı bu seyrin Varlık çemberini tecrübe etmesi hakkında olduğunu hatırlatır: Başlangıçta her yer karanlıktır ama bu, evrenin ışıksız olduğu anlamına gelmez, her yer karanlıktır çünkü kördür yolcu ve karanlık suların üzerinde dalgalanan Ruh birdenbire, “fiat lux” der; dil çözülür, ilk kıvılcım düşer toprağa ve tohum çiçeğe döner…

Gece yürüyüşü, cehaletin ıssız karanlığından erdemliliğe doğru uzanma dirayetidir; kör olarak uyanmamak için kör olarak ölmeme azmidir. Erdemliliğin ölçüsü olan vasatî yolun güzergâhında üç durak bulunur: Cehennem, A’raf ve Cennet. -Seyir bu yol üzeredir her ân. Her biri, ontolojik yanılgının bir katmanına tekabül eden üç felek, üç daire, üç deveran…

Bir gölgeye tutunulup asıldan ayrı düşüldüğü için oluşun kendisi bir Cehennem’dir ya da denildiği gibi ademoğlu için, “Dünyanız Cehennem’dedir.” Yani Cehennem “kötü bir dönüş yeri” olmazdan önce iyi bir başlangıcın koşullarını içerir; amenna: Cehennem rahmettir! İnsan, kendisiyle özdeşleştirdiği ama kendine ait olmayan ne varsa onun vesilesiyle kurtulur: Yanıcı, parçalanabilir ve tükenici olmayan kendini, içine girdiği ve çaresiz bir hayvan gibi sıkışıp kaldığı kaplar tutuştukça azat edilmiş bulur ve böylece kurtulur kendi olmayan her kalıptan.

Bu yüzden yürüyüş ancak Cehennem’de ve Cehennem’den başlar ve ismi anılmaya layık kim varsa yolculuktan söz eden, bir gece seyrinden, karanlıkta yapılan bir yürüyüşten bahsetmiştir aynı sebepten -Cehennem’in ateşinin yana yana kırmızıdan karaya döndüğü vakitten beri… Yangınlar, alevler ve gırtlağa kadar zift içinde kapkara bir yazgının sonuna kadar seyredilmesi gereken yolu –ta ki ben denilen, bir avuç kül olup dağılsın arzda, ilk rüzgârda savrulmaya hazır bir tohum olunabilsin.

* * *

Dante’nin gece yürüyüşü İlkbahar ekinoksuna denk gelir. Farklı geleneklerde bu dönem bir yenilenme fikriyle dile gelmiştir, Yeryüzü tazelenir –Yeni Hayat’ın bir başka ifadesi: Nevruz ile yalnızca dışsal tabiatın yenilenmesi değil, onun tam ortasında yer aldığı makrokozmos ve mikrokozmosun bütününde, dairenin Kış (ya da kabz/büzülme) ile tamamlanması ve yeni bir çevrimin başlaması (genişleme/bast) söz konusudur. Bu yönden gece yolculuğunun öncesi Kış, sonrası Yaz’dır denilebilir: Kış, tohumun tüm potansiyeliyle büzülmüşlük hâlinde olması nedeniyle kendi başına geceye tekabül eder, henüz oluş ile açığa çıkmamış sırdır. –Baudelaire’in “anılar uyandıran”ı âdeta:

"Krizalitler gibi nice yoğun düşünce

Uyuyordu o ağır karanlıklar içinde."

Kara madde içinde oluşa imkân verecek Işık ile gece, gündüze döner ve aynı şekilde Kış da Yaz’a döner. Ruh’a vekâlet eden dört unsur her bahar, yani Zaman’ın orta vaktinde “fiat lux” diye fısıldar yeryüzüne.

Sıradan bir bahar karşılaması olmayıp özünde Varlık çarkı ile ilgili bir gösterge ve değer olarak eskilerin İlkbahar ekinoksunda açığa vurdukları heyecanda esas etken, Kış’ın ya da uzun sürmüş bir gecenin bitmesinden ziyade dengedir: Zaman’ın, yani Varlığın tam ortasında olmak. Kendini süre veya devir ile izhar eden Zaman’ın saltık varlığını hatırlatan söz konusu denge, tıpkı Varlığın merkezinin yatay düzlemde “Şehr-i Kalp” olarak görünmesi gibi aynı merkezin dikey olarak bilinmesidir. Eskilerin Zaman’dan söz ettiklerinde kastettikleri dikey kavrayışa yabancı insan için “yol tahayyülü” gibi “yolculuk” da seyir de bir mesafe/erişim/amaçlılık biçiminde mevcut olduğundan “yürüyüş”ün de bir fiil değil -kurtarıcı ameller silsilesi, “urf”tan kopmuş kendi başına bir ritüeller dizgesi değil, fakat tam olarak bir “dikey oluş” olduğu nasıl izah edilir, bilinmez. Fakat şu söylenebilir ki geçmiş ve geleceğin izafen var olmaları gibi bu türden kavramların da salt oluşa ait sahada mevcut olabilecekleri, fakat Varlık açısından –ki o Zaman’ın kendisidir- bunun muhal olduğu gerçeği, “yürüyüş”ün de yalnızca Varlığa ait bir hâl olduğunu hatırlatıcı mahiyettedir. Zaten gece yürüyüşüne çıkanların yerlerinden kımıldamaları da söz konusu değildir ve “yolun yarısı” derken kastettikleri bir yaş değil, Yeryüzü Cenneti’dir -ki o, ilk menzildir…

Başlangıçta her yer karanlıklarla kaplıydı, çünkü sözü edilen bilindik kâinat değil, Melekût, sûretler âlemidir. Yani sözü edilen; karanlığın, yani yürüyüşün başladığı ândır ve yani –işte birdenbire Işığa doğru yükseliveren Yeni Hayat’ın tohumlarını taşıyan “oluş”un ilk ateşe temas ettiği deverandır.

Isı ve Işık özdeştir eskiler için: Herakleitos’un “ateş gelip her şeyi yutacak” demesi, her şeyin bir “fiat lux” ile var kılınmasının başka bir ifadesi, Dante’nin Yeni Hayat’ının başlangıç emaresi.

Ateş yutar, dönüştürür ve yine kusar kâinata…Öyleyse ne mutlu, evini Vezüv’ün çevresinde kuranlara…

Resim: Botticelli, “Dante’nin Cehenneminin Haritası”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder