Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan, Türkiye'de Yeni Kapitalizm
isimli çalışmalarında hükümet ve iş dünyası arasındaki
ilişkileri değiştiren gelişmeler üzerine odaklanırlar. Yazarlar
bunu yaparken Türkiye'nin ekonomik gelişimini 1980 öncesi ulusal
ekonomi ve sonrası olarak ele alıp, ilk dönemde devletin
müdahaleci tutumuna, ikinci bölümdeyse özellikle politik olarak
liberal olan ama popülizm nedeniyle muhafazakâr bir kimliğe de
ihtiyaç duyan iktidarlara odaklanırlar. -Ki bu Türkiye'nin doğal
iktidar yapısıdır. Bu sebeple konu ister istemez İslam'la
ilişkilenir. Özellikle AKP döneminde neoliberal uygulamaların
baskınlığının dinsel söylemle iç içe yürütülmesi,
Anadolu'daki İslamî cemaat ağlarının etkisi altındaki yeni
sermayenin birikim süreci ve iş dünyası-hükümet ekseninde
tartışılır.
Arkaplan
Dünya ekonomisi üzerinde etki eden 1973 Petrol krizini müteakip
kaybedilen sermayeyi telafi edebilmek amacıyla sanayileşmiş
ülkeler mevcut sosyal düzenlerinde bir değişime giderek II.
Savaş'tan beri sürdürülen refah devleti uygulamalarına son
verdiler. Ortaya çıkan hâkim ideoloji olan neoliberalizmle
birlikte mal, hizmet ve sermayenin dünya çapında serbest dolaşımı
için düzenlemeler yapıldı ve buna uygun olmayan ülkeler hedef
alındı. -Bu noktada yeni muhafazakârlığın da rolü vardır.
İşleyen sürecin bir parçası olarak kapitalist ülkelere göre
daha kapalı ve ulusal bir ekonomik yapısı olan Türkiye de -IMF
paketinden yararlanma kozu kullanılarak- 24 Ocak 1980'de alınan
kararlarla küresel düzene entegre edilmek istendi. Ancak ülke
içindeki siyasî istikrarsızlık nedeniyle bu yürütülemeyince
askerî darbe kanalıyla neoliberal politikalar hayata geçirilmeye
başlandı.
Türkiye'nin ulusal bir ekonomiyken 1980'den sonra giderek küresel
ekonomiye entegre olmaya başlamasının anlamı Osmanlı'dan
aktarılan bazı tecrübelerin bir şekilde ekonomik alandaki
devamlılığı olarak okunabilir: Cumhuriyet döneminde Osmanlı
tecrübesi nedeniyle dış borçlanma içine girilmek istenmediği
için ("Tam bağımsızlık, ancak
ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.") ülke kendi
imkânlarıyla sanayileşmeye çalışmış ve tarım ilkel düzeyde
kalmıştır. II. Savaş'ı müteakip kapitalizmin yeniden
örgütlenmesi sürecinde Tükiye'ye tarım ülkesi olma rolü ve
kredileri verilerek tarım kapitalistleştirilirken sanayide
ithalatçılık nedeniyle ciddi bir gelişme yaşanmamıştır. Bu da
tarım ürünlerinin ihraç edilmesi, sanayi ürünlerinin ithali ile
olmuştur. Devlet piyasa üzerinde otoriter hâkimiyete başvurarak
ekonomik denge sağlanmaya çalışılmıştır. Bir çok ürünün
ihracatı yasaklanmış ve ülkeden para çıkışının önüne
geçilmek istenmiştir. Bu durum bir şekilde ekonominin kapalılığına
sebep vermiştir.
1960-1970 arasında yakalanan yüksek büyüme hızı ve
sanayileşmedeki ithal ikameci model ile mamul tüketici malları
ülke içinde üretilmeye başlandıysa da ara ürünlere ve enerjiye
duyulan ihtiyaç, özellikle Petrol Krizi sonrasında mevcut sistemi
yeniden baskılamaya başlar. Bunun sonucu olarak da siyasî ve
ekonomik istikrarsızlık ortaya çıktı. Bu durum devletin
müdahaleciliğinin piyasanın istenildiği gibi gelişmesinde etkili
olmadığı fikrini güçlendirir.
