Osman Savaşkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osman Savaşkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2015 Salı

Siyaset-Sermaye-Din: Türkiye'de Yeni Kapitalizmin İşlerliği

Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan, Türkiye'de Yeni Kapitalizm isimli çalışmalarında hükümet ve iş dünyası arasındaki ilişkileri değiştiren gelişmeler üzerine odaklanırlar. Yazarlar bunu yaparken Türkiye'nin ekonomik gelişimini 1980 öncesi ulusal ekonomi ve sonrası olarak ele alıp, ilk dönemde devletin müdahaleci tutumuna, ikinci bölümdeyse özellikle politik olarak liberal olan ama popülizm nedeniyle muhafazakâr bir kimliğe de ihtiyaç duyan iktidarlara odaklanırlar. -Ki bu Türkiye'nin doğal iktidar yapısıdır. Bu sebeple konu ister istemez İslam'la ilişkilenir. Özellikle AKP döneminde neoliberal uygulamaların baskınlığının dinsel söylemle iç içe yürütülmesi, Anadolu'daki İslamî cemaat ağlarının etkisi altındaki yeni sermayenin birikim süreci ve iş dünyası-hükümet ekseninde tartışılır.

 Arkaplan   
Dünya ekonomisi üzerinde etki eden 1973 Petrol krizini müteakip kaybedilen sermayeyi telafi edebilmek amacıyla sanayileşmiş ülkeler mevcut sosyal düzenlerinde bir değişime giderek II. Savaş'tan beri sürdürülen refah devleti uygulamalarına son verdiler. Ortaya çıkan hâkim ideoloji olan neoliberalizmle birlikte mal, hizmet ve sermayenin dünya çapında serbest dolaşımı için düzenlemeler yapıldı ve buna uygun olmayan ülkeler hedef alındı. -Bu noktada yeni muhafazakârlığın da rolü vardır. İşleyen sürecin bir parçası olarak kapitalist ülkelere göre daha kapalı ve ulusal bir ekonomik yapısı olan Türkiye de -IMF paketinden yararlanma kozu kullanılarak- 24 Ocak 1980'de alınan kararlarla küresel düzene entegre edilmek istendi. Ancak ülke içindeki siyasî istikrarsızlık nedeniyle bu yürütülemeyince askerî darbe kanalıyla neoliberal politikalar hayata geçirilmeye başlandı.
 
  Türkiye'nin ulusal bir ekonomiyken 1980'den sonra giderek küresel ekonomiye entegre olmaya başlamasının anlamı Osmanlı'dan aktarılan bazı tecrübelerin bir şekilde ekonomik alandaki devamlılığı olarak okunabilir: Cumhuriyet döneminde Osmanlı tecrübesi nedeniyle dış borçlanma içine girilmek istenmediği için ("Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.") ülke kendi imkânlarıyla sanayileşmeye çalışmış ve tarım ilkel düzeyde kalmıştır. II. Savaş'ı müteakip kapitalizmin yeniden örgütlenmesi sürecinde Tükiye'ye tarım ülkesi olma rolü ve kredileri verilerek tarım kapitalistleştirilirken sanayide ithalatçılık nedeniyle ciddi bir gelişme yaşanmamıştır. Bu da tarım ürünlerinin ihraç edilmesi, sanayi ürünlerinin ithali ile olmuştur. Devlet piyasa üzerinde otoriter hâkimiyete başvurarak ekonomik denge sağlanmaya çalışılmıştır. Bir çok ürünün ihracatı yasaklanmış ve ülkeden para çıkışının önüne geçilmek istenmiştir. Bu durum bir şekilde ekonominin kapalılığına sebep vermiştir.   1960-1970 arasında yakalanan yüksek büyüme hızı ve sanayileşmedeki ithal ikameci model ile mamul tüketici malları ülke içinde üretilmeye başlandıysa da ara ürünlere ve enerjiye duyulan ihtiyaç, özellikle Petrol Krizi sonrasında mevcut sistemi yeniden baskılamaya başlar. Bunun sonucu olarak da siyasî ve ekonomik istikrarsızlık ortaya çıktı. Bu durum devletin müdahaleciliğinin piyasanın istenildiği gibi gelişmesinde etkili olmadığı fikrini güçlendirir.