13 Ekim 2016 Perşembe

Paradise Lost

Düşüş, bir doğrunun peşine takılma ve onu bulmuş olmaktan emin olma değilse; bir dogma için duyulan tutku, bir dogmanın içine yerleşme değilse nedir?

E. M. Cioran, Çürümenin Kitabı

Düşüş ya da tardedilme selâmet hâlinden; her bilenin üstünde bir bilen varken, bilginin bir sabite olamayacağı ikazına rağmen bilme iddiası ve onunla gelen hüküm verme ıstırabının tahkiyesi. Yaşam Ağacı’nınkinin yerine Bilgi Ağacı’nın meyvesine duyulan tekerrür hâlindeki iştiyak. İnsanın düşüşü, delilikteki ve bebeklikteki gayretsizlikten ve başıboşluğun sarhoşluğundan mahrum kalınmış bir ciddiyet ve hayatı bir mücadele olarak vasfeden “yetişkinlik” sakatlanması belki sadece, “büyümek” denilen. Esasen hastalık olduğu fikrinden ve iyileşmekten vazgeçerek tedavisi mümkün olan bir hastalık açmazı. Hayatı öğrenmek denilen o güya ulvî makam da, ânın içinde mümkün olmayan ümitlerin serabında yanılgılar hususunda ihtisas yapmak demek.

İlerleme, gelişme, daha iyi duruma gelme, koşulları iyileştirme ihtirası; bilmek, istemek ve sahip olmak diye tabakalarca derinleşen bir bataklığın habercisi ve kelimenin vadettiğinin tam zıddına sürükleyicisi… Tekâmülden evrime, kalbine yerleştirilmiş bir amaçlılık, seyr-i sülukun bile; kemalat arzusu –arzulayıcının arzu nesnesinden başka bir şey olmadığının farkına varılamayan…

Erich Fromm, Eckhart’ın içsel fakirlikle ilgili tanımlamasında “hiçbir şey istememek, bilmemek ve sahip olmamak” koşullarının benliğin inşâına bir karşı koyma olduğuna değinirken “insanlar ne yaptıklarından çok ne olduklarına dikkat etmelidirler” sözünü de aktarır: Dil açısından “olmak”, öznenin yapıp etmelerinden bağımsız bir durumu gösterdiği gibi, burada kullanıldığı hâliyle bilinen fiillerden de ayrıdır; olmak, herhangi bir fiilin gerçekleşmesinde bir edimi değil, öznenin içine girdiği hâli gösterir. İstek sahibi olmak, bilgi sahibi olmak veya başka bir sahiplik içinde olmak eylemlerinde kullanıldığı gibi olmak; edim değil, hâldir. Eckhart’ın “yapmaya değil olmaya” dikkat etme tavsiyesi, özne durumunun benlikten sakınımı amacıyla fiile değil de o fiili mümkün kılan hâle odaklanma gereğine yöneliktir. -Tıpkı “attığında sen atmadın” ikazında olduğu gibi.

10 Ekim 2016 Pazartesi

Heyûlâ, Gerçek ve Azizlerin Işkı

"Âlem hayâlle kaimdir ve sen göründüğü, hissolunduğu için bu âleme gerçek diyorsun. Hâlbuki âlem, senin hayâl dediğin mânâların sadece feridir. Hayâl olan bilakis âlemin bizzat kendisidir."

Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh

Mecnun, hayâline olan sadakatinden dolayı gördüğü Leyla’yı tereddütsüz reddetti. Ona can veren Leyla değil, onun hayâliydi. İştahı ve şevki, gayreti ve himmeti, Leyla isimli kadehe değil şaraba idi. Önce-sonra çokları Leyla’yı tercih ettiyse de Mecnun hayâle daldı: “Sizin gözünüz sadece kadehte, içindeki şaraptan haberiniz yok…” dedi kınayıcılara. Hayâliyle teselli buldu, vuslata meyl etmedi…

Gerçeğe tercih edilen hayâl, heyûlânın sûretidir, -biçimi değil.

Heyûlâ, aziz kılınmış her canın hayâliyle bilindi; ezelde kâinat var edildiğinde her yer karanlıklarla kaplıydı, bilinen hiçbir şey yoktu; karanlık dalgaların üzerinde yüzen Rûh onu ışk’la buldu, bilen ol kendi oldu.

* * *

Heyûlâ, ezelî hikmet açısından ilk maddeye (materia prima’ya) tekabül eder. Ancak bu ilk madde, bugün cisim dediğimiz kütlesel yoğunluğu kast etmez; ilk madde, henüz ışığın olmadığı karanlıklarla kaplı kâinatın hamurudur. Henüz olmayan bir dilin harfleri gibidir. O, şeyleri ortaya çıkaran sûretlerin gerisinde (bilkuvve) İmkân’ın kendisidir. Bu yüzden elle tutulup gözle görülebilecek bir hamur değil, kelimenin tam karşılığı olarak hayâle gebe bir potansiyeldir. Ki bu ilk maddeye heyûlâ denilmesinden maksat, sadece görüp dokunduğuna gerçek diyen akıl sahibine gerçek dediğinin hayâlden başka bir şey olmadığını anımsatmaktır. Yani gerçek denilen esasen hayâldir ve hayâl denilense gerçektir –münkirin inkârı da bir cismin ya da ismin reddedilmesi değil, bu fark üzeredir. Görünen gerçeğin onu görünür kılan hayâlden gelmesine -ve başlangıçsızlığına ve bitimsizliğine rağmen, mümkün olagelmiş gerçeğin bir “nokta”ya sığıvermesi de buna delildir…