Heidegger'in felsefesinin varolmayı mekânsal açıklaması aynı zamanda zamana eklenmeyi de gerektirmesi yönünden durağanlıktan düzenlemeye doğru yönelmişliği -ki bu Kaos-Logos-Kozmos sıralanımının bir izahatını içerir; Varlık'ı bilince indirgemenin bir tekrarıdır. Bu sebeple onun, bilgiyi parçalamak suretiyle bölünmüşlükler üreten sahte metafizikler olarak gördüğümüz felsefelerin bir örneği olduğu erkenden söylenmelidir. -Sahte metafiziklerin ortak tarafı, Platon'un özcü bir izahatla öldürüldüğü kötü dipnotlar olmalarıdır: Aristoteles-Fârâbî-Guénon-Bergson arasındaki mütekabiliyetin yerine ikâme edilmiş indirgemeci bir Logos-merkezlilik, belki Derrida'nın mevcudiyet metafiziği fikri çerçevesinde kullandığı anlamı biraz daraltarak söylersek söz-merkezlilik denilebilecek modern metafizik kavrayışların tamamı benzer eğilimler içerirler ki köken itibariyle hepsi idealizmin açmazlarında sürekli döner dururlar. Bu açmazların belirleyeni olarak ortaya çıkan ve dirimsellikte herhangi bir karşılığı bulunmayan kendinde şey gibi "aşkın temellendirmeler", -zamansal ve mekânsal çeşitlemelerle saçılmış yerleşik kültürel olgular olarak sosyolojik anlamda ortodoksiyi var etmektedirler.
Heidegger açısından bunun en iyi örneğini -aktüaliteyi de içermesi sebebiyle inşâ etmek üzerine yazdıkları sunar. Heidegger inşâ etmenin araç, oturmanın (iskan) amaç olduğu şeklindeki kavrayışı eleştirir. Ona göre inşâ etmek sadece iskanın aracı değildir; inşâ, kendinde meskun olmaktır. İnsanın denetimi altında sanılan dilin, onu kuşatırken insana bunu hatırlattığını belirtir: Yüksek Almancada inşâ etmek demek olan "bauen"in, "buan", yani "meskun olmak, bir yerde durmak" demek olduğunu vurgular. Bununla birlikte insan otururken aynı zamanda başka şeylerle de meşgûldür; tek başına oturmak eylemsizliktir, fakat onun yanı sıra insan çalışır, devinir vs. Buradan hareketle oturma işinin kökensel bir anlam içerdiğini ve bu itibarla varolmakla (dasein) ilişkili olduğunu yazar: "Buan" ile ilişkili "bin" kelimesi bir varlık kipidir (ich bin: varım). Bundan çıkardığı sonuç, meskun olmakla insanın yeryüzündeki varlığının koşutluğudur: "İnsan olmak, bir ölümlü olarak yeryüzünde olmak demektir, bunun anlamı oturmaktır." İnsanın bu şekildeki oturması ya da ikamet etmesi, aynı zamanda kültür sözcüğünün Latince kökündeki "colore" sözcüğüyle aynı anlamda, yetiştirmek fiilini de içerir ki bu, üretim anlamında bir yapmayı değil, gözetmeyi kasteder. Heidegger, oturmanın bu kökensel anlamının unutulup onunla birlikte yapılan etkinliklerin öne çıktığını belirtir. Bu durumun basit bir dil farklılaşmasından ötede, oturmanın insan varlığının temel niteliği oluşunun unutulması olduğunu belirtir.
