21 Ekim 2015 Çarşamba

Yılan ve Gömleği: Entelektüel ve Bilgi

"Âdem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim.” dedi.
Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim.” diye karşılık verdi."
(Tekvin:12,13)
Mannheim, iyice kazılarak yer altından çıkarılabilecek saf, temiz bilgiye güvenebilmek istedi. Bunun için her çağda yapılan büyük hataya düştü ve -başta kapılara kadar gelen bilgi pazarlamacıları ile çocukları sınıfta bırakan öğretmenleri müşteri edinmiş entelektüellere güvenmek istedi. Mannheim'ın gülümsediği entelektüel elbette aşkın, zamanının ötesinde düşünebilen kişiydi. Ancak II. Savaş sırasında böyle olduklarını umduğu düşünürlerin Nazi iktidarının girdiği verileri çıktılayan birer yazıcıya dönüştüklerini -üstelik soluk baskıya ayarlanmış olduklarını görünce ülkesinden kaçmak zorunda kaldı... (Entelektüellerin serbest piyasa kırsalında bir sınıf davranışı sergiledikleri ve Featherstone'un "kültür aracısı" dediği iktisadî cüzzamı yayma işlevlerinin tespiti için belki bu bedelin ödenmesi gerekiyordu...)

Özü itibariyle düşünce ile onu doğurup emziren bilgi, üzerlerindeki kabukları soyularak sağlam bir soyutlamayla çırçıplak edilmeden bize onu taşıyan vücut hakkında pek bir şey söylemezler. Ki bu düşünce ve bilgilerle dünya hakkında yorumlara sahip olmuş ve "öteki"lerin uyması gereken kurallardan söz eden bireyin bunları daha doğumundan evvel başlayan toplumsallaşma süreci içerisinde giyinmiş olduğunu da görebilmek gerekir. Nihayetinde hepsi bir kâr-zarar denkliği içerisindeki değerlerden ibarettir: Belki toplumsal fayda-bireysel fayda dengesi de denilebilir.

Mannheim erişilebilecek nesnel bilginin kriterine dönük olarak gözlemci için "köksüz, sınıfsız, aidiyetsiz anlamına gelen 'serbestçe süzülen bir entelijensiya'" tipinden söz ederken bu gömlekleri çıkarabilmiş, değerlerden arınabilmiş birileri olacağını umuyordu. Zamanın ötesinde ya da transandantal düşünce ile tarih, toplum ve kültürün üzerinde "serbestçe süzülen bir entelijansiya" fikri, entelektüeli Peter Pan sûretinde tahayyül edince sevimli ve mümkün ancak. Oysa entelijansiya ifadesiyle bir çokluk durumuna işaret edildiği an, orada bir "şebeke" sızıntısı dikkat çeker: Bir aradalık fikri, içgüdüsel bir dayanışma, bir grup oluşturma, belirli bir bakış açısını merkeze alarak incelme, belirli bir anlamın haklılığında ısrar etme; bunun için yaslanılan -yüce amaç, yüce hakikatin tezahürü olan gücün denetimine kapılıp gitme hâli: Bir tek işçinin elini sıkmamışken mahkemede "Ben komünistim" diye bağırma cüreti; şahsî fantezilerini mutlak gerçek kabulü, -geliyorlar, bakın siz de görmüyor musunuz? diye sıçrayarak uyanma ve çoban köpeği gibi tehlikelerden korumak istediği sürüye havlayıp durma. Aydın despotizmi ve onların yaşamsal "doğru"larının özgürlüğün çevreni sayılması; burjuvazinin serflere vaad ettiği, liberallerin genel oy hakkı söylevleri ve diğer uyuşturucular; topluluğun acılarını dindiren uyuşturucular...

İnsanların gerçekte nasıl düşündükleri problematiğinden hareket eder Mannheim. Bununla düşüncenin kamu yaşamındaki kolektif bir faaliyet olarak gerçeği işleme sürecine odaklanır. Esas uğraşı olan bilgi sosyolojisinin ana savının, düşünce biçimlerinin olması gerektiği gibi anlaşılabilmesi için belli düşünce biçimlerinin toplumsal kökenlerinin açığa çıkarılması gerektiğini belirtir: Belirli düşünce biçimleri, belirli toplumsal koşullarda ortaya çıkacaktır; aynı söz yalaklarında su içme, bilgi meralarında otlatılma durumu. Kader. (Coğrafya kaderdir ama çağ da kaderdir.)

Mannheim bu tespitin gerekçesini dil üzerinden üretir; birey, içine doğduğu grubun kullandığı sözcükleri ve bu sözcüklerin anlamlarını hazır bularak sosyalleşmekte ve mevzu bahis grubun konuştuğu gibi konuşup düşündüğü gibi düşünmektedir: Aile şudur, aile iyidir; para şu işe yarar, paranın değeri budur; tanrı şöyle yapmamızı ister, devletin ve toplumun anlamı şöyledir; vatan kutsaldır; bal tatlı, hayat acıdır... -Kendi (ABD) toplumundaki entelektüelin devlet yetkililerinin sözlerini tekrar edip durma alışkanlıklarından söz eden C. Wright Mills'in Mannheim'dan hareketle kurumsal işleyişin rasyonalitesini içselleştirmeyle bireysel rasyonalite arasındaki farklılığa değinisi, aileden başlamak üzere kurumların rolü ve baskınlığı dolayımında "özgür birey miti" aleyhine bazı hatılatmalar içerir. Mannheim, düşüncenin hem bireysel anlamda üretimi hem de sosyal olarak paylaşımının imkânının ancak dil vasıtasıyla olabileceğine ve dilin kendisi de bireysel olmaktan ötede, birey-üstü ve toplumsal olarak uzlaşı sağlanmış bir alan olduğu için düşünceler ve belirli düşünce biçimlerinin de ancak tarihsel ve toplumsal koşullar tarafından belirleneceğine değinir. Ki bu iletişimin ana dayanağıdır. Uzlaşı yoksa iletişim ve anlaşma olmaz. Bilgi de sözü edilen toplumsal dinamik içinde bir "anlam" taşıyacağı ve herhangi bir şeyin bilgisinin o toplumda bulunan koşullar etrafında belirlendiği için bilgi sosyolojisine başvuruyu gerekli görür. Bireyin toplumdaki işlevi kendi başına bir şey düşünmek değil, kendinden önce var olan düşünceleri devam ettirmektir: Hayat acıdır ama hayat bazan tatlıdır... Bunu yaparken dil vasıtasıyla miras edindiği düşünce modelleriyle donatılmış olan koşulların değişimine göre ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara cevap verecek biçimde yeni tepkiler geliştirecektir. Mannheim özetle, toplumsal olarak verili koşullar ve bu koşullara göre önceden biçimlenmiş davranış ve düşünce modelleri itibariyle her bireyin önceden belirlenmişliğini vurgular.

Bu niyetle bilginin sosyolojisini temellendirebilmek için toplumsal koşullara sığınırken aslında Hegel'e müracaat etmektedir. Hegel'in aşkın tarih kapsamında teleolojik düşüncesinin merkezi olan "mutlak tin", ona bilginin arkeolojisi için bireyi aşan bütünsel bir yapı fikrini ilham eder. Toplumsal olarak koşullanılmış belirli bir paradigmal eğilimi veya belirli bir çağın kültürel baskısıyla oluşan kavrayış biçimini ifade eden zeitgeist -her ne kadar Hegel'e mâl etmek yanlışsa da Mannheim'ın yaklaşımı açısından önem taşır: Bilimi empirizme indirgeyen modern zihniyetin, -eskilerin Güneş'i dünya etrafında döner şekildeki tahayyüllerini bilgi noksanlığı zannederken Sokrates'te de bile Güneş'le sembolize edilen aklın etrafında tutulmuş olarak dönüp duran modernlerin zihniyetinin, Babil astronomisindeki o ince hesapları genç kızların gönlünü râzı etmek için uydurulmuş mitolojik masal dediği gömlekle birlikte giyili zannetmesi gibi mevcut çağın bakış açısının ürünü bir yığın şey de o çağ içinde bilgi statüsünde kabul görür. Hegel'deki söz konusu aşkın ideoloji olarak tinin yönelimlerinin, belirli bir çağda belirli bir kültürel yapı içerisinde ortaya çıkarılan bakış açısı, bilgi ve fikirleri karakterize etmesini önemser.

Ama bununla yetinmez... Mannheim'ın bu yaklaşımında Hegel'in Marksist bir değerlendirmesi de dikkat çeker: Bireysel aklı ve başta düşünceler olmak üzere bireysel aklın ürünlerini, ondan bağımsız olarak kendi dinamikleriyle ortaya çıkmış -ve tabi bireyin de ait olduğu altyapısal bütünlüğe bağlar. Böylece bir senteze ulaşır: Hegelci anlamda tinsel ya da sosyo-kültürel bütünlüğün bireyi belirli bir forma sokması düşüncesi, Marksist anlamda -toplumsalı ortaya çıkaran üretim ilişkileri olarak- altyapının kültürü belirlemesiyle iç içe geçer; sonuç olarak birey, bu kültür içinde belirlenmiş olarak var olur. Bu görüş, birey hakkında çok kesin bir yargı içerir: Düşüncede ve fiiliyatta kendi başına karar verme gücü bulunan bağımsız bir bireylik hâli olmadığını, bireyin de toplumsal fayda aracılığıyla dahil olduğu üretim ilişkilerinin bir yansıması ve sonucu olan kültürel yapı tarafından biçimlendirildiğini dile getirir. Toplumsal faydadan uzaklaşma olanağı olmadıkça toplumsal, tinsel, kültürel yönlendirmeden, verili ivmeden de sapamayacaktır: Sapamayan dümdüz gider.

Mevzu Hermes'e sıçrar ama şu sorulsun: Gömleklerine işlemiş cüzzam mikrobuyla yağ, tüp, benzin ve ekmek kuyruğunda bekleyen entelektüeller bilgi sûretindeki palavralar aracılığıyla hak iddia ettikleri toplumsal faydadan sakındırılabilirler mi? Yoksa Cennet'ten kovulup durmak, ebedî döngünün insanın alnına kazıdığı bir kader mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder