"Sosyoloji
bizi hürriyet yanılsamasından, daha doğrusu, yanıltıcı
özgürlüklere duyulan yanlış inançtan kurtararak özgürleştirir.
Özgürlük verili bir şey değil, bir fetihtir ve bu kolektif bir
fetihtir. Ve insanların küçük bir narsisistik libido adına,
gerçeklikleri olgunlaşmamış bir şekilde inkar etmekten teşvik
alarak, yeniden kendine mal etme çalışması pahasına, kendilerini
özgür özneler olarak hakiki bir şekilde -en azından biraz daha
fazla- oluşturmalarına olanak tanıyabilecek araçlardan mahrum
bırakabilmesine teessüf ediyorum."
Pierre Bourdieu
I.
Alain Touraine (Modernliğin Eleştirisi'nde) modernleşme olgusunu -çokça görmek istediğimiz yönden koparılamayacak ancak onu bütünleyecek bir şekilde akılcılaşma yanı sıra öznelleşmeyle birlikte okur. Rasyonalizmin ve onun belirlediği bilgi anlayışının fayda ve haz sahipliğini öne çıkaran bireysel ve kolektif örgütlenmenin temel ilkesi olduğunu vurguladıktan sonra modernliği tamamlayan -ya da büyüyü bozan ikinci çehre olarak öznelleşmeye bakar; ikisi, Rönesans ve Reform gibi esasen aynı anda ortaya çıkmaktadırlar: Bilginin bir nesne üzerinden ele alınması doğal olarak bu bilgiye bir özne atfedilmesini de gerektirir ki Descartes'ın cogitosunun getirmiş olduğu felsefî ilke de zaten burada anlam kazanır.
Öznelleşme
meselesi, Adorno ve Horkheimer'ın akıl konusunu
tarihselleştirmeleri kapsamında "araçsal akıl"
vurgularının hayatî önemini de göstermek yönünden dikkat
çekicidir: Bir icat olarak özne fikri; modernite (toplumsallık),
kapitalizm (ekonomi) ve demokrasi (siyaset) arasındaki dolayımlı
ilişkinin merkezinde yer alır. Bu ilişki, doğal yaşamda bir
türsel kabiliyete indirgenemeyecek olan aklın tarihselliğini
açtığı gibi, insanın doğal dünyayı (gerçekliği, varoluşu)
bir tahakküm ilişkisinin nesnesi olarak kategorize etme biçimini
ve -Rancière'i anarak "narsist kişilik" olarak birey
idesini vücuda getiren sosyal koşulları da görünürleştirir.
Moderniteye dair bakışı salt "değerlerin değişimi"
üzerinden bir ladinîleşme sorunu olarak ele alma yanılgısının
açmazı da burada yer alır: Nihayet, aklî çıkarımlara ve
onlarca ortaya konulmuş kategorik bilme süreçlerine karşı bir
eleştirel tutum olmadıkça, -bir şeyin modern olup olmaması
özelinde söylenirse şeylerin tarihselliklerinin
değerlendirilmesine yabancılık, doğal olarak "hakikat",
"gelenek", "medeniyet" gibi kavramlar üzerinden
modernliğin yeniden üretimine kapı aralayacaktır. Araçsal akıl,
yapılandırılmış bilgi tarzı ve öznelleşme (bu bireyleşme
demek değildir), modernitenin inanç olgusunun belirleyenlerini
karakterize ettiğinin göstergelerini sunar. Bu göstergelerin
okunma çabası, öznelliklerin içinden gerçekleştiği oranda bir
şey kesindir: Dile getirilecek her şey, o dilin belirlediği
sınırlara mahkumdur. Bu sınırlar ise dil tarafından özneye
atfedilen bir konumun bakış açısından ibarettir. Anlam'ı
üretmek olarak dilin şeyleri fark'lar üzerinden tasnif
edişi, modernitenin tasniflerini yeniden üretirken anlam'ın
bundan sakınması nasıl mümkün olacaktır?
Kategorik eleştiri
gerçekleşmeden böyle bir şeyden söz etmek makûl gözükmez.