"İçinde
gerçek payı bulunan bu öyküye göre, bir tanrının değil, bir
ölümlünün yönettiği ne kadar devlet varsa, insanlara felaketten
ve acılardan kurtuluş yoktur; ama gene bu öyküye göre, her türlü
çareye başvurup Kronos çağında olduğu söylenen yaşamı örnek
almalıyız ve içimizde ölümsüz ne varsa, toplumsal ve kişisel
yaşamımızda buna uyarak, aklın bu paylaşımına 'yasa' adını
verip evlerimizi ve kentlerimizi yönetmeliyiz."
Platon,
Yasalar
Kozmos kendiliğinden bir sonuç olarak kavranılır sıklıkla: Bilincin kendini içinde bulduğu bir düzen fikri -tıpkı kozmetik ile güzelliğin öğelerinin düzenlenmesi hususunda olduğu gibi, o kadar kanıksanmıştır ki "düzen olarak kozmos" ve "gerçeklik" mutlak anlamda bir özdeşlik içindelermiş gibi kavranılırlar. Bu kavrama biçiminin yeni (modernus) olduğundan söz etmek, ahengi olduğu gibi düzen kavramına indirgeme eğilimiyle kendini açığa vuran modern zihniyetin ilâhî takdir ile siyasî/toplumsal ölçüt arasında koşutluk kurma temayülünü geleneksel dünyaya atfedişini açığa çıkarmayı da kapsar ki bu, Platon'un nomoi (yasa) sözcüğüyle imlediği kavramı aklîleştirmenin sonuçlarından birisidir. -Bir diğer sonuçsa ideaların bilgisi olarak episteme'nin akılla kavranabileceği fikrinden hareketle yasa'ya ilişkin bilgi üzerinden geçmişe ya da geleceğe atıfla temellendirilen ütopik tasavvurun kendiliğinden türemesidir. Bugün düzenlilik ve gerçeklik arasında kurulan bu özdeşliğin karşılığı olarak kavranılan kozmos kavramı üzerine temellenmiş kozmoloji ya da İslâm dünyası açısından kevniyyat ilmi -kün'den gelen kelimenin etimolojisinde de gözlenebileceği üzere, doğrudan oluşla (mevcudatla) ilgili olmakla birlikte sözkonusu oluş da "gerçek" ile (el-hakk olarak) vücut bulmuştur. Yani kozmos sözcüğünün ya da kainatın gerçekle özdeşleşebilecek anlamı düzenliliğe değil fakat ahenkle kaim varoluşa dairdir ki buna doğrudan bütün demek mümkündür. -Bu bütünün (kozmosun) ilkesi olarak nomoi sözcüğünün Yunan dilinde yasa anlamına geldiği gibi ezgi anlamına geldiği de hatırlatılmalıdır.
Kozmosun
bir sonuç olmadığından ve bir oluş süreci olarak kavranmasından
kopuş, onun ilkesi olan yasa'nın aklî bir kaide gibi
kavranması ve bu sûretle insanîleştirilmesi demektir. Kainatın
ahengine ve doğal dünyanın ritmine dair içgörü, bilinç unsuru
olarak insanın yaşamında da bir ahenk aramanın aklî olarak
gerekçelendirilmesine de sebep olmuştur. Eski filozofların
yazdıklarından çıkarsanabileceği gibi ahlâk ve hukuk, bu
gereksinmenin bir sonucu olarak bir araya gelmiş insanların
(toplulukların) varmış gibi kabul ettikleri bir yapıyı düzenleme
işine yönelmişlikleridir. Yapıdan söz edilen bu noktada düzen
iddiasının gerçekliğine dayanak olması maksadıyla doğal olanla
insanî olan da sanki aynı şeylermiş gibi sunulmuştur:
Gözlemlenen bir sürece bağlı olarak (teleolojik) doğanın
işleyişi içerisinde mevcut bir takım kanunlar olduğu
çıkarsamasını yapan akıl, insan toplulukları için de kanunlar
olması gerektiği fikri ile ahlâkı ve hukuku icat etme yoluna
böylece gider. Fakat bu icat, tam tersi yönde işleyen bir akıl
yürütme biçiminde gösterilmiştir hep: Bilimsel ilerleme diye
anılan bilgi üretim sürecinin kodlarına bakıldığında
görülecektir ki insan toplulukları -sosyoloji marifetiyle yapı
denilen bir düzen içerisine hapsedilirlerken bu düzenin doğal
olduğuna ve evrenin işleyiş yasaları kapsamında düzenin gerekli
olduğuna dair veriler de üretilmiştir. Buradan çıkacak en
basit sonuç, bilginin düzene meşruiyet sağlamak için üretilme
amacının görünürlüğüdür.
