Epistemolojide bilgi, tanımı gereği doğru önermeleri işaret eder. Bilginin iki temel unsuru olan doğruluk ve inanç da gerekçelendirmeyle birbirine bağlanır: Bu üç unsurdan birisi eksikse veya uygunsuzsa bilgiden söz edilemez.
Fakat doğruluk nedir? Bir önermenin doğru olup olmadığı nasıl bilinir?
Bu soruya Aristoteles ile birlikte bilginin nesneye karşılık gelmesi (tekabül etmesi) şeklinde bir cevap verildi. Tekabüliyet kuramına göre şayet bir nesne hakkındaki bilgimiz o nesneye uygun olursa doğruluktan söz edebiliriz: 2+2= 4 şeklindeki bilgimiz doğrudur çünkü bilgi, nesnesine uyumludur. Ancak Kant gösterdi ki bu yaklaşım, saf mantık ve tecrübeden uzak saf akıl kaynaklı bilgiler için doğru olduğu gibi tecrübî bilgi için de doğru değildir. Tecrübî bilginin alanını oluşturan dış dünyayı olduğu gibi değil de algımızla sınırlı bir biçimde kavrayabilmekteyiz. Dış dünyaya ilişkin olarak Locke’un ve Hume’un kullandığı anlamda “ikincil nitelikler”den başka bir bilgi kaynağımız mevcut değildir: şeylerin sadece görünüşlerini bilebiliriz.
Kant’ın
bu anlamda bilime olan katkısı, bilgi ve olgu arasında bir denkliğin
bulunmadığını göstermek olmuştur. Böylece dış dünyaya dair bilimsel bilgimiz a priori ve değişmez olsa da bir inşadan
ibarettir. (Bu inşa meselesini, olgunun da sosyal olarak inşa edildiği yaklaşımlardan
ayrı görmek gerekir.) Yine de a priori
ve değişmez bilgi zemini bilimi mümkün kılmaktaydı Kant’a göre; çünkü bu iki
nitelik nesnel bir bilgi için yeterliydi. Kant bu nesnelliği, Hume’un
nedensellik ilkesine karşı kuşkusuna cevaben başvurduğu transandantal idealizm üzerine
bina etti: egonun birliği içindeki saf akıl, doğanın formuna ilişkin
çıkarımları mümkün kılmaktaydı. Bu nedenle Kant da Platon ve diğer
idealistlerin başvurduğu doğruluk yaklaşımı olan tutarlılık kuramını benimsedi:
doğru, bir sistem içindeki önermelerin birbirleriyle tutarlı oldukları zaman tespit
edilebilecek bir özelliktir. Zaten bilim, doğası gereği, temel ilke ve yasalar üzerine
inşa edildiği için bilimsel doğruluk da bir iç tutarlılık özelliği olarak
anlaşılmaktadır.Fakat tutarlılık kuramı, varsayılacak temel ilkelerin doğruluğuna bağımlı olması nedeniyle sorunludur: Kuantum mekaniğinde gözlemlenen bazı durumlar Newton fiziğiyle açıklanamayan alanların varlığını gösterince önermelerin hangi temele dayandırılacağı sorusu ortaya çıktı. Doğruluk, temel ilkelerin doğruluğuna bağımlıysa temel ilkelerin doğruluğu nasıl tespit edilecekti?