I.
Şöyle efkâr içeren bir gerçek var: Çokca din kavramıyla karıştırılan şeriat kavramının muhtevası esası itibariyle aklîdir ki akıl sahiplerine teklif edilmesinin anlamı da budur zaten. Aklen olgunluğa ermemiş ya da dünyayı aklın kelepçelerinden azade seyreden kişiler -bir eksiklikten değil, muhtaç olmamalarından ötürü şeriatlarla muhakeme edilemezler. Bunlar sonuç tabi, sebepse farklıdır: Şeriat olgusunun aklî olmasının sebebi, akıl olgusunun tarihselliğidir ki şeriat hükümleri de tarihseldirler. Din olmasına rağmen şeriatla sınırlanan İslâm, Kudret-i Mutlak ile ifade bulan Vacib'ül Vücud'a karşı değişmez bir teslimiyet hükmünün zaman-ötesi akıp gelmişliğiyken şer'î hükümler İsa'da başka, Musa'da başkadır. Din ve şeriat aynı şeyden ibaret olsaydı zaten, hükmen yasaklanmış olan ensestin (Âdem'in çocukları), şarabın (İsa), kısasın gerektirdiği biçimde cinayetin diyetinin ödenmemesinin (Musa) veya diğer bir sürü tutarsızlığın "akıl sahipleri" için hiçbir bağlayıcı niteliği olmayacaktı. -Ama "akıl sahipleri için" bağlayıcıdır.
Muhakeme sorunları, hakikatin akıl-üstü doğasına rağmen şeriatın bildiriminin akıl-dışılığa sarkmasıyla neticelenir: Vahyin aklı aşan meselleri, akılla sınırlananlar için -yani rasyonel bakış için dümdüz, kronolojik, tarihsel ve neden-sonuç ilişkileriyle kurulmuş "hikâyeler"e indirgenir. Bu çokca yanlış anlaşıldığı gibi bir muhafazakârlık sorunundan ötede bir ortodoksi sorunudur aslında. Muhafazakârların da hepsi ortodokstur ama ortodoksi kanı daha fazla cesede can verir. Her ikisi de rasyonelleştirilmiş sürü eğilimi pratikleri içinde "dünyaya gelmeyi saldırıya uğramak" sayarak sağduyudan başka hakk tanımaz olmakla birlikte ortodoksi sağduyuyla yüzeysel çatışmalar içeren farklı pratikleri de içerir -yani daha derin çürümüşlüklerin kalıntılarıyla parlatılan bir vitrini vardır. Mesela ortodoksinin XV. yüzyıldan itibaren yerleşik hâle gelmeye başladığı Orta Anadolu'nun zihniyet yapısı karakteristiktir -Ankara ve çevresi (Kırıkkale, Kırşehir), Yozgat, Niğde, Kayseri, Konya, Sivas'ta hüküm süren töre pratikleriyle birlikte dinsellik bütünüyle rasyoneldir (derin donduruculu kavurma bayramları, carnaval de Ramazan, kandil pratikleri, hacılık unvanı ve üniforması, camiyle bütünleşik pazarın ve mülkiyetin kutsallaştırılması, panoptikonik cuma âyinleri vs.). "Günlük yaşamın ritselleştirilmesi" prensibi, doğal olarak kainatın dirimsel ritmine uyumsuzdur: Buralarda iyi dedikleri kötü, doğru dedikleri yanlış, zulüm dedikleri haktır -bu anlaşılınca tarih nasıl da rayına oturur: Yedi düvele karşı savaş uydurması, Avrupa'ya duyulan hınç duygusu, Kürt kıyımı, Kızılbaş katliamları, Ermeni soykırımı lego mantığı içerisinde iman meselesi olarak vicdanîleştirilmiştir bu coğrafyada; kategorik saflaşmanın giderek yoğunlaştığı kırsalda -beklenenin tersine erdemin ve ahlâkın varoluşa ilişkin anlamının tersyüz edilmesi tamamlanır. -Yine de hakkını vermek lazım ki dinsel pratiğin mitleştirilmesi vesilesiyle muhafazakârlığın ayıklayıcı titizliği, ortodoksi içinde sadece belirli bir yöneliş olması sayesinde bazı masallardan uzak tutmuştur "hikâyesini". Fakat bunun anlamı masalsız oldukları değildir, başka masallar öğretirler çocuklarına: -Son üç devletin tarihselliği yönünden anlam taşıyan siyasal kavrayışta milliyetçi ya da kamucu -veya kozmopolit/gölgesi bol mekânlarda türeyen bir mantar türü olarak anarşist/sosyalist sürü eğilimleri, muhafazakârlıkla bütünleşik değildirler muhakkak, ama ortodokslukla bütünleşiktirler -fark bu. Nihayet bu coğrafyanın kaderinde tek bir tanrının hükmü geçer: Common sense. Çünkü "birlik" fikri, orada tam olarak başaşağı duran bir putun gölgesinden ilham olunur onlara: Dayanışma. Bu ihtiyaç, tüm ortodokslar için dünyaya gelmenin saldırıya uğramak anlamı taşımasından ileri gelir.

