“Darwin'in evrim fikrinde ilginç olan iki yenilik vardı: doğal seleksiyon ve evrimin rastgeleliği. -İnsanın hayvansal kökeni gibi diğerleri eski filozoflarca dillendirilmişti zaten. Hoş karşılanmayan ikincisiydi. Modern dinî perspektifin itirazlarını anlamsız kılan bu fikir, antik temele sahip teleolojiyi (mesela Aristotelesci gâyeliliği) reddedip doğayı yönsüz sayıyordu. Modern dinî düşüncenin buna itirazının anlamsız olması, insanın bir ruha sahip olduğu inancıyla kartezyen felsefeden yola çıkmasından dolayıdır. O yolun varacağı yer Darwin'in zaten vardığı yerdir. Bu yüzden Darwinci evrimcilik ile ruhçu yaradılışçılık özleri itibariyle aynı önvarsayımlara dayanarak insanı hakim-beden figürü olarak resmederler. Aynı hatanın, insanı tanımlama hatasının iki ürünüdür bunlar."
Notlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Notlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ağustos 2020 Cumartesi
Darwinci Evrimcilik ve Kartezyen Yaradılışçılık
11 Ağustos 2016 Perşembe
Şerif Mardin İçin Not: İdeoloji, Din ve İslâm
İdeoloji
Şerif Mardin’in ideoloji çalışması Türkiye için özgün nitelikler içerir: İlk olarak bilgi sosyolojisi kapsamında ideoloji olgusunun bir nebze anlaşılır olmasına katkı sağlar ve kitlesellik çağına mahsus gördüğü ideolojinin Türkiye’deki dinî söylemle etkileşimini/bütüncül ilişkisini gösterir. –Bu yönden Mardin; Ülgener ve Küçükömer ile beraber İslâmcı ethosun kaynakları hakkında fikir vericidir.
İdeoloji, geniş kapsamlı bilişsel ve inançsal sistemleri kasteder Shils’e göre. İnsanın varoluşunu kavramak için bir modeldir. Ona benzer olarak mitoloji, din ve bilim de aynı işlevlere sahiptir. Ancak mitoloji ve dinin modern olmayan karakterleri ya da kitleselliğin açığa çıktığı tarihsel durumdan uzaklıkları ideoloji ile özdeşleşmelerine engeldir. Bilimse formel işlemlerle kurulu bir yöntem içermesi nedeniyle ideolojiden ayrışır: Bilimsel tespit bir mutlakıyet içermese de tespiti ortaya koyma yönteminin mantığında bir tutarlılık aranır ve bu tutarlık için gözleme imkân tanıyacak bir doğrulama ve yanlışlama olanağına ihtiyaç vardır. –Din ile ideoloji arasındaki ayrışma her zaman çok açık değildir. Ama aynı durum bilim ile ideoloji arasındaki ayrışmada da geçerlidir: Tıpkı dinî içeriği taşıyan bir mesajın ideolojik kodlar içermesi gibi bilimsel bir değerlendirmenin de içermesi daima mümkündür. Modernliği milat aldığımızda, dünyayı anlama modelleri olarak din ile bilimin ideolojik nitelikleri belki temel bir farklılık üzerinden ayrıştırılabilir: Dinin tümdengelimsel akılla ilişkisine rağmen bilim ile tekniğin (Habermas) tümevarımcı gerçekliği ve toplumsal yapıya aşağıdan biçim verme nitelikleri, modern insanın kavrayışının ipucunu içerir.
Bu yaklaşıma benzer olarak Mardin, bir kavrama modeli olarak ideolojinin belirli bir yoğunluk (Shils) gereksinimine vurgu yaparak modern oluşlarını kitlelere yön verme değeri üzerinden ele alır ki bu Aydınlanmacı değerlerin –hümanist niteliğiyle boyanmış- bireysel aklın “düzenleyici” ilke olmasıyla alâkalıdır. -Bireysel aklı sıfırlayan kitle kavramının ilkesinin bireysel akıl oluşu çelişkisi, modernitenin aşılamaz açmazlarından birisidir: Öznelliğin kişisel belirlenimi yok etmesi ya da öznenin özne-dışındaki ile ilişki temelinde inşâ edilmesi…
19 Ağustos 2015 Çarşamba
Metafizik Notları-II: Bergson'da Bilgi Meselesi
"Gerçekte
ayrı katı şeyler yok; sadece sonsuz bir oluş akışı vardır.
İçinde hiçbir şeyin olmadığı ve bu hiçliğin olması için
hiçbir şeyin bulunmadığı bir oluş ırmağı."
H.
Bergson
Varlık'ın
neliğini temel alan metafizik için ikinci mesele bilgi
olmakla birlikte bu ikisi özde aynı şeylerdir ve sadece mevzuya
nereden yaklaşıldığıyla ilgili bir ayrım sözkonusudur. -Tabi
Varlık'ı oluştan ayırma öncülü göz ardı edilmeksizin bu
denilebilir. (Vücut Meselesi: Kıyaslar ve Kategoriler)
Bilimsel
paradigmaya koşut eğitim düzeneği -katı olan her şeyin
buharlaşması olanağı- ideolojik olarak bilgiyi pozitivizmle
açıklarken gündelik dünyada da pragmatizm, hem bilgiyi hem
felsefeyi -ennihaye metafiziği- yozlaştırır sürekli: Günlük
yaşam kanaatlerin bilgi diye adlandırıldığı bir gerçeklik
düzleminde sürdürülür; şeyler, -ussal bir konumlanma olarak-
özne ile yaptığı açı itibariyle bir görünüme ve bu görünümle
etkileşimin doğurduğu bir değerlendirmeye tabidirler. Buna bilgi
demenin hiçbir olanağı yoktur. Zaten metafizik denilen de
metafizik değildir...
Bergson'un
bilgi anlayışı için Metafizik Nedir?'de iki farklı bilme
tarzı olduğu vurgusu erken açıklanmış bir sonuç gibi: İlki
bilinen şeyin/nesnenin etrafında dolaşır, bilenin konumu ve bakış
açısı itibariyle izafîdir. İkincisi onun içine girilerek
edinilir, bakış açısı ve temsiller yoktur, mutlaka yani
mükemmeliyete ilişkin bilgi budur.
Bundan
önce Bergson'un Varlık'ı nasıl yorumladığı hatırlatılmalı:
Evreni madde ve yaşam olarak ayırır -gündelik yaşam değil bu,
maddenin katılığını aşan, cisimlerin arasında geçen özgür
bir itilim. Ama bu esasta bir ayrım değil analitik bir kavrayış
yoludur: Yaşamı maddenin karşısına koyar ve onu maddenin aşağı
inişi/yoğunlaşmasına karşıt bir direnç olarak görür. Yaşam
yukarı doğru bir eğilimdedir ve bir huni tasavvur ederek zirvede
Mutlak'ı bulur. (Bu Mutlak, Hegel'in hayâl ettiği değildir tabi.)
Bergson'da
bilgi meselesi -yani felsefî temel- akıl-içgüdü ayrımında
belirir: Madde-yaşam ikiliği burada içgüdü kaynaklı olarak
içgörü ve akıl arasındaki ikiliğe vücut verir. Akıl, sürekli
değişim içinde olan tecrübî dünyayı kavrama aracıdır, ancak
kullanabildiği malzeme olan fenomenlerdeki sürekli değişim onu
zayıf kılar. Bu yüzden gerçek bilgi için sezgiye/içgörüye
ihtiyaç vardır ve bunu içgüdü sağlar. (Sezgi çevirisi
tartışmalı: intuition. Daha evvel Topçu, Tanpınar vs.
sezgi dediği için böyle kullanılagelmiş ama çevirmen kelimenin
Latincedeki "dikkatle bakma, tefekkür" olan anlamlarından
hareketle içgörü'yü teklif etmede: Sezgi'nin
kesinlikten ve açıklıktan uzak bir anlamı taşıdığı dikkate
alınırsa içgörü'nün doğrudanlığı -ve aracısızlığı-
daha makul ona göre.)
17 Temmuz 2015 Cuma
Vücut Meselesi: Kıyaslar ve Kategoriler
Metafiziğin esas konusu Vücut/Varlık'tır: Vücut'un araştırılması ve onun kaimliğiyle tezahür eden ilkelerin bilinmesi bütün olarak ilmin konusudur. İbn Sina'nın Aristo'yu takip ederek metafiziği tüm ilmin temeli sayması bu sebeptendir. Çünkü ilmin hem kendisi hem de konuları Varlık'ın değişmezliğini/kaimliğini esas alır, değişen şeye dair tespit edilebilecek bir husus bulunamaz.
Bugün
her ne kadar nedensellikten kopartılarak yozlaştırılmış bir
metafizik anlayışı hâkimse ve fenomenlerden ayrışmış bir
suret-ötesi âlem şeklinde kavranmaya meylediliyorsa da metafizik,
-bu anlayışın tam aksine- suretlerin bilgisini içermesi yönünden
fenomenlere bakılmaksızın anlaşılabilecek bir ilim değildir.
-Nihayetinde klasik felsefede suret kavramı, şeyin göstereni
olarak dış yapısına/şekline/formuna işaret etmekten çok, şeyin
ilkesel yönü/kalıbı/ideası için kullanılan bir kategoridir ki
metafizik bilginin araştırması da ona dairdir. Suret olmaksızın
metafizik bilinebilir değildir, ancak zandır. -Analitik felsefenin
etkisiyle suret kavramı form ile özdeş kullanılmaya başlanmıştır;
ancak Platon, Aristo, İbn Sina ve Fârâbî'de suretin anlamı açık
bir şekilde verilir.
Metafizikte
Vücud/Varlık; gözlenebilir/ölçülebilir dünyanın oluşturduğu
bütünlükteki parçalar olarak görülmez. Bu parçalar birer
Varlık olmaktan ziyade Varlık ile nitelenmiş oluşlardır
ki değerlendirilme yönlerine göre farklı adlar alırlar: Varlık
ile nitelenmek (Vücut) yönünden var oluş/mevcut,
gereksinmeleri yönünden (Vacib'e göre) mümkün, bir
belirlenim ve zamansallığa mahkumiyetleri (Kadîm) yönünden
hâdis, bilginin konusu olmak ve akıl tarafından kategorize
edilmek (bilen özne, Âlim) yönünden nesne ya da şey
denilir. Vücud'un tüm sıfatlarıyla mutlakiyetine göre de
hepsinin ortak sıfatı izafîlik ve itibarîliktir: Bu sebeple oluş
âleminde mutlak ve değişmez bir form bulunmadığı için "düzen"
fikri kainata içkin değildir, aklî bir kategori olarak -var oluşu
kozmos olarak bilmek biçiminde- zihnî bir tasavvur ile mevcuttur.
Ancak değişmez olan ilkeler ve suretler olduğu için âlemin
düzenliliği/kozmos, mutlak değil mümkün, yani itibarîdir. Çünkü
şeyler hadisat olarak önce var olucu, sonra yok olucudur: Şeylerin
doğasının değişkenliği bunu gerektirir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
