“Sizi yaratan Tanrı, aranızdan önder
olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı
olurlar. Yardımcı olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçiler ve öbür
işçilerin mayasına da demir ve tunç katmıştır.”
Platon, "Devlet"
-Gönlün dört arketipi
Âlem (hem küçük hem de büyük âlem), dört unsurdan müteşekkil kabul edilmiştir: Toprak, Hava, Su ve Ateş. –Fakat bu teşkili atomcu bir anlayışa indirgememek gerekir. Bu kabul, geleneksel felsefî söylemin anlatım biçimi olan sembolizmin bilindik bir örneğidir. Sembolik anlatımın temel gerekliliği ve amacı, vizyon (ya da idrakî anlayışın/müdrikenin) bir noktaya sabitlenmesiyle farklı meseleler hakkındaki ilkenin ortaya konulması (dikey) ve farklı tarihsel gerçekliklerin ortak ve aşkın bir paydada bütünlemesidir (yatay). Sembol, alegorinin aksine açıklanamazdır ve iner (tenzil), alegoriyse zaten bir açıklamadır ve çıkar (uruc); böylece sembolün açıklanamaz ancak alegori aracılığıyla tahakkuk edilebilir olduğu söylenebilir.
Âlem (hem küçük hem de büyük âlem), dört unsurdan müteşekkil kabul edilmiştir: Toprak, Hava, Su ve Ateş. –Fakat bu teşkili atomcu bir anlayışa indirgememek gerekir. Bu kabul, geleneksel felsefî söylemin anlatım biçimi olan sembolizmin bilindik bir örneğidir. Sembolik anlatımın temel gerekliliği ve amacı, vizyon (ya da idrakî anlayışın/müdrikenin) bir noktaya sabitlenmesiyle farklı meseleler hakkındaki ilkenin ortaya konulması (dikey) ve farklı tarihsel gerçekliklerin ortak ve aşkın bir paydada bütünlemesidir (yatay). Sembol, alegorinin aksine açıklanamazdır ve iner (tenzil), alegoriyse zaten bir açıklamadır ve çıkar (uruc); böylece sembolün açıklanamaz ancak alegori aracılığıyla tahakkuk edilebilir olduğu söylenebilir.
Sokrates’in
de söz ettiği ve ruhu aydınlığa çıkaracağını ifade ettiği hakiki felsefenin (sophia
perennis), bugünkü felsefeden farklı olarak özgünleştirilmiş kavramlar (münhasır
bilgi nesneleri) arasında bir mukayese ve çıkarım üretme amacı gütmediği,
aksine hikmet ile ilişkili ve öznel olmayan tecrübî bir ilim kabul edildiği –ve doğal
olarak üretmeye değil, bire/İlke’ye doğru eksiltmeye odaklanmış olduğu- dikkate
alındığında anâsır-ı erbaa’nın yatay/zahirî ve dikey/batınî bir açıklama modeli
içerdiği görülebilirdir. Bu model doğası gereği yalnızca maddî âlemin oluşuna
dair olmayıp fizik yanı sıra ahlâk ve siyaset ile kozmoloji, felekler ilmi,
simya gibi ampirik olmayan kadim bilimlerin de yöntemlerinde içkindir. Burada
makrokozmos-mikrokozmos mütekabiliyetinden ileri gelen bütünlük hasebiyle (ve
yani epistemolojinin farklılığı nedeniyle) modern öncesi dönemde beşerî bilim
ya da sosyal bilim gibi bir isimlendirmeye de ihtiyaç duyulmadığı için anâsır-ı
erbaa –ikisi de yaradılışla doğrudan ilgili olan- ahlâk ve kozmoloji (kevniyyat)
bilimlerinde aynı kapsamda kullanılmış ve bu, iki bilimin buluştuğu siyasette
de diğerlerinden herhangi bir farklılık arz etmeyen bir açıklama modeli
oluşturmuştur.
